18 Mart 2009 Çarşamba

Nasılsın? iyiyim.

Sana birşeyler göstereceğim sadece onun içim geldim .Kazağını dirseğine kadar sıyırıp gösterdi.Seni ne kadar özlediğimi bilmek için damarlarımı kestim.Karşıdan bakıldıgında bırakın damar kesilmesini,aşı izi bile yoktu.Ardından boynunu gösterdi.Arkasından boynumu kestim.Ama orada da hiçbir iz yoktu...Son olarak kazağını ve altındaki beyaz t-shirt ü kaldırarak göğsünün sol tarafını gösterdi.Seni ne kadar sevdiğimi görmek için açıp bakmak istedim.Elbette orada da hiçbirşey yoktu.Delirdi mi tamamen?
Anlasana gerizekalı,belki birgün dönersin diye beni tam bul istedim.
yumruğunu sıktı,hiçbirşey diyemedi.
aslında 400 küsür km yol gidip evinin altından döndü.
belki de gitmedi gidemedi.
korktu.
korkak.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Kendimi tanıyamıyorum.

siz ne derseniz o olsun.

kuru kuru

bir zırhın kendini yok ettiğine şahit oldum çok defa.Küçük bir kaza sonrası kalitesiz kaskı olmasaydı ölmeyecekti ki o.Ağacın yaşken eğilmesi değil,bükülmesi koyan bana.
nasıl ki hayatı boyunca hep ezilmiş birinin kendini kanıtlaması için hep uç yaşaması normal karşılanıyorsa,0.5 uç tadında çabuk kırılan bir insan olmamın bunla bir ilgisi yok.
benim ne anlatacağım önemli değil,nasıl anlattığım önemli desem de hep ne anlattığım önemli tabiki.0.5 başlarsan hayata en azından tombo,faber castel ol öğüdü ile büyümem ise büyük bir yalandan
ibaret.
kendi kafamda yarattığım insanları hep gözümde büyüterek verdiğim önem aslında kendimi bir alt seviyeye düşürüp gözlerimi kapamam olmuş.Yazık.herhangi birine,kişiye,arkadaşa,sevgiliye ağıt yakmaktansa kendi kendime kızmam az önceki kibirliliğimi nötrlüyor sanırım.çevremdeki insanlara baktığım zaman hep bir tutku üzerine yoğunlaşmalarına bayılıyorum,sanki bir görev edinmişim kendime onları izlemek gibi.bilmiyorlar görmüyorlar.en değer vermediğim insana bile üzülebiliyorum ama kurtulamıyorum anasını satayım bu arkasına saklandığım bakır zırhtan.Eskiden demir,metal alaşımı kullanıyordum ancak fazla ağırlık yapıyordu,heryere götüremiyordum. hayatında en güvendiğim yakınım bile beni yok etmeye çalışsa benden alabileceği fazla bir şey olmadığını fark ediyor.bitince her şey herkesle içi boş ama güzel bir jack daniels şişesi gibi saklıyorum içimde.beynimi meşgul eden insan ilişkilerinin yerini tamamen kendimle olan kavgam aldı.Son 2 yılda,geçmişte hayattan aldıklarımı benden geri almaya çalışan bir başka benle çatışıyorum.onun zırhı olsa da ,benimde vurma bana diyebilitem var.en fazla ne kadar acımasız olabilir ki.içimdeki jack daniels şişelerinin hepsine birer not yazıp okyanusa salmaktansa,birer molotof kokteyli hazırlayıp,en sevdiğim ormanı yakmak istiyorum.insanlar o dumanı,alevi görünce elbet içleri acıyacaktır,yardım edebileceklerdir benimle birlikte yananlara.
Yarısı dolu,yarısı boş bir bardak olup insanların beynini meşgul etmektense,durup dururken çatlayıp,kırılıp masaya kristallerini bırakan falan filan.

Bir huyum var içimi sıkan birçok şeyi yazınca üzülüyorum,herkesin beni bildiği gibi olmam lazım değil mi?

O zaman

So tell the girls that i am back in town

okumaya kasan olursa yazım yanlışları için özür dilerim,düzeltecek gücüm pek yok

10 Şubat 2009 Salı

Rakı,balık




Balıkçı evine dönüyor sanırım.O yokken yanan şömine ısıtmıştır şimdiden evi.Çok mu sıkıcı oldu?.
Değiştirelim hemen,bir dalga gelir ve ters yatırır kayığı.Kimse duymaz da çığlıklarını,zaten kendisinin de bağıracak hali yoktur.Doğa onu ayrıştırırken zamanla,kullandığı ilaçların yan etkileri balıkları da etkiler mi bilmem.Ama bırakın orda kalsın çok geç olmadan karışsın bedeni denizin dibindeki kumlara çok geç olmadan,nasıl olsa şafakla beraber deniz onu kabul edebilecektir,binlerce poşet,izmarit ve insanların ona çektirdiği zulümlerle birlikte, elbette onu da sinesine çekecektir.

Küçüklüğünü de bilirdik keratanın.Babasının yakaladığı balıkların onun ilk oyuncakları olması,bir çocugun çırpınarak bir başkasınının ölümünü izlemesinden farksızdı.DI,mı,mişli,sanki kendim görmüşüm gibi anlattığım bu hikayede ne anafikir önemli ne babasının oltası ne de gördüğü ve kafasında yer etmiş o kadar anının.Sahi neredeydi o avlandıkları yer,nerede ne zaman kaybetmişti babasının şanslı oltasını?

kendisi ölürse film biter sanıyormuş
ama Bruce Willis zaten ölüymüş.

"En çok bana karşı samimi olmanı seviyorum,kanser olman sana daha iyi davranacağım anlamına mı gelir,kaç yaşındasın?,seni seviyorum,kovuldun!,babanızı kaybettik,çok iyisin devam et,yalancısın!"
gibi kelimeler ve cümleler her ne kadar beyninin içinde dolaşan bir el gibi istediği lob u sıkıyor,vücudunun bir tarafını hep felç bırakıyorsa da,güç ve bağışıklık kazandırıyordu ona.Sahi yine "du" ile biten cümleleri bırakacağım demiştim.

Rüzgarın,o yağmurla birleşerek yüzüne vurması ve akan suların denize karışmasından daha huzurlu ne olabilir ki.Veya kendini kaybettiğin an,aslında kaybedecek birşeylerinin kaldığını anlamandan.

En azından inerken en dibe,rakısını tutabilseydi ondan önce giden.En dibe gidecektir rakısı ama bizim has oğlan en dipten 3 metre yüksekte kalır,iyi mercan çıkar çünkü ordan :)

Şimdi arayın bakalım,nah bulursunuz cesedimi

22 Ekim 2008 Çarşamba

Ha bir dakika

Kabuğum olan bu sıcak deriyi keskin bir usturayla alacak olursanız altından göreceğiniz iğrençlik sizi uzaklaştıracaktır.
izin verin ben çıkartayım.

16 Ekim 2008 Perşembe

MertLand

Mükemmel bir gün.Herşey rutin,yine yalnız başımayım veya ben başımın içindeyim.Herşeyimin elimin altında olduğu renkli bir köy,siyah beyaz bazı bazı.Sağımda solumda ben.Herkes öğüt verme derdinde veya daha önce kendime verdiğim öğütler dolanıyor zihnimde.

Uçak olduğunuzu düşünün.Kanatlarınızın havada rahatça süzülmesini düşlerken ,aslında kanatlarınızın altındaki MOTORLARIN sizi havada tuttuğunu farkedin.MOTORLARI bırakın arkadaşlar,hafifçe düşmek de var,çakılmak da.En azından hızlı düşersiniz belki.Hızlı olan herşey çok güzeldir.Söylediğin lafların arkasındaki enkazı sakın arama oğul,canlı çıkmaz ordan.Gideceğin her enkaz,diğer bir enkazdır sonuçta.

Ağzım ve burnum ,beynime giden oksijene gişe koydu.Trafik akıcı.

Gözlerimi içimden çıkartıp etrafa bakmaya çalışıyorum ama ne mümkün.Kısık kısık bakıyorum çevreme.O da nesi! Kofi Annan.

kofi annan napıyor?

good good tenk yu

annan annan?

annan? yeah its mi

anan anan.

NAYNNNN gad dem it yu

--
Vurmasıyla beraber kafamı belediye çukuruna daha önce düşüpte çıkmaya çalışan birine vurdum.Kitaplarını yere düşürdü,toplarken hoşlandık evlendik falan ama bu bizim düşmüş olduğumuz gerçeğini değiştirmedi.Eski günlere döndüm bir anda.

Ortaokuldayken servisten "pilotum ben pilloooottt" diye atlardım.
hiç yarmadık kafayı,çizmedik haydutu onu seviyorum okumadan yazdım doğaçlanmadım.Spor kolu olmak istediğim zaman beni kapı koluna uygun görmeleri,benim için bir basamaktı.Gözlerimin önünde memelerini şalvarın içine sokan temizlikçiden oldum ben böyle.Temizlikçiden olmadım bu arada düzelteyim,temizlikçi sayesinde oldum.

ağır travmalar yaşadım esra ceyhan hanım .
çok güldüm
çok ağlıcam.

niye ağlıcam lan niye.

12 Eylül 2008 Cuma

los.

Bu yazıyı bin kere de okusam anlayabileceğimi sanmıyorum.Anlamış gibi ukala ukala ahkam da kesemem.Kısacası bu yazıdan çok az nasiplendim.Anlamadığım şeyleri bile gereksiz merakım yüzünden okur anlamaya çalışırım.Bu kez beceremedim.Ne müthiş ne müthiş.Andımızla açalım bugün lisemizi..

OOOOoooooo neeee kosta rika ne de cin ne de sambaci brezilya


Bir yerde. sandalyede oturuyosun, kırmızı gıyınmıssın habersız cekılmıs fotoğrafın elimde, hanı sen.Edebiyat dersinin hiçbir dersini kaçırmamış o solgun yüzünü,her ders görüp hiçbirşeyden öteye gidemeyen ,hani ben.Mahallenin çocugu olmanın verdiği o şımarık yüzün,terbiyeli hayta olan klişeleşmiş ruh dünyasıyla bütünleşmiş insanlardan bahsediyoruz şurda.Sağa sola bakma ben anlatırken,gördüm geçirdim ordan biliyorum.

Kendimi kandırıyodum zaten,
bide belki inanırsınız diye ortaya attım, oltaya gelmediniz. Gruba gelmem.Açıkça belirteyim.

Soldan sağa doğru dizdim beynimdeki ondalıkları,kıtaları. Buldum hepsini teker teker ancak çalışmadılar beraber var olmadılar.Olamadılar.
Nefesinmiş onlara "ruhumu" veren öyle dediler. Görmeyin size bakarken gözlerimdeki yapay maviliği.Ama yapay kalple sevmekte var.Hücre zarından farkı yok hiçbir insanın.Seçici geçirgen olan bu zar darbelere ne kadar dayanıklı olsa bile içten lizozomun bir hareketiyle eriyor kendi kendine.Ne kadar büyük egolara,kloroplastlara sahip olsan bile,kendi kendi bitirebiliyor insan.Bir ayna bulun bana, kendi kafamdaki ben ile ağır sorunlarım var.

Müdürümüz italyandı.."EGO TATMİNİ". Onun sesiyle irkildim,ferhat göçer misali...

Bu sabah tabagımdaki lokmalarla konusuodum bu sıra bu cansız nesnelerle konusma olayını abarttım gibi.Bunda sıcakların etkisi oldugunu düsünmekteim.

Gerek yok lakin bu konunun üzerinde durmaya çünkü sıcak topiğim zaten mevcut.

Şuraya ufak minik uyuyan ağaçlar çizelim
mmm enfes gözüküyolar
şurda da kendini unutturmuş sarımtrak bir ağaç daha
biraz mozere beyazı,okjent mavisi
küçük mutlu bulutçuklar

Saçlarım bonus değil lakin.. yaptıgım resim kaale alınır mı? hazır yapmışız trt ile anlaşmayı bozmamak gerek.

Ancak bir de digiturk u bağlatmayan ömer ile karşı karşıyayız..

Bildiğin maldır bu adam, kapısına gelenlere öyle alık, alık bakar. Bilmiyorum gay da olabilir. Çünkü o kızı kapısında gören erkeğin 10 saniye içerisinde Rusça`yı çözme ihtimali bile vardır. Fakat ömer iki kelimeyi bir araya getirip de buyur gir içeri be ablacığım digitürk senin köpeğin olsun bile diyememiştir

Yeter ulan yeter! Sivri dilimden çekiyorum ne çekiyorsam.Ancak mutluyum kulağımı bile dilimle karıştırabiliyor,İğnen var mı abi dendiğinde ise dilimi çıkartıp gururla sergiliyorum.

ingilicez..

İngilizcenin dilimiz üzerindeki etkisi malum herkes tarafından biliniyor..

yes,yep,ok gibi kelimeler zangır zangır sallıyor dilimizi

bende biz çözüm buldum.. İngilizceye Türkçe yi sokacağız

örneğin:

I FARKT YOU

yani seni fark ettim

aslında orjinali i farked you ancak -ed takısını gramel kremal krematik olarak t ye dönüştünüğünü hesaba kattım..

bir başka örnek:

it`s very engzaytink

exciting ile egzantirik i birleştirip bilinç altına Türkçe yi aşıladım

hadi verelim el ele

Nereye? nereye gidiyoruz ulan deyin bana..Dürtün beni ,sarın,sarmalayın..Ancak fazla etmeyin,eylemeyin; eylem yapmayın! Bu arada sarın derken rızlaya değil,çok ince detaylarda 0,5 uçla bastırmadan yazılan kelimelerle sarın.Baktınız olmuyor ,bakmadan deneyin.Denediniz yine mi olmuyor uğraşmayın,uğraştırmayın yırtarsınız heba olur kağıt lakin veba riski doğaçlamalardan kaynaklanıyor.

Gidiyorduk di mi..Gidiyoruz. Nereye afrikaya! GİDİYORUZ ULAN

YOK Afrika sıcakları geliyormuş yok otoro koko sıcakları geliyormuş yok denizin serin sularından buz gibi şahin ka geliyormuş.

YETER

biz gidiyoruz..Tim kuruyorum afrikaya gidiyoruz.Tim duncan ın önderliğinde ,önder turacının geri planda kalması nedeniyle aynı zamanda pavlovun köpeğinin şartlı refleks olaylarını daha çözememesi nedeniyle erteliyoruz biraz.

Esen kalın